İnsan türünün varoluşunun yeni ispatı!

Güncelleme tarihi: 30 Oca 2021

Descartes’in İspatı Geçersizdir!

Hemen herkesin bildiği gibi Descartes “Düşünüyorum, öyleyse varım”, demiştir. Ama ne demek istediğini gerçekten biliyor muyuz? Bu söz, tüm bildiklerinden şüphe duyan Descartes’in tek şüphe etmeyeceği gerçek ve O’ndan çıkan her şeyin başlangıç noktası olmuştur. Kendi varlığının ispatı niteliğinde söylediği bu söz, aslında tüm insanların Dünya’da var olduğunun da uzun bir süre kanıtıydı.

Descartes'in varoluş ispatı geçersizdir. Düşünmüyorum, öyleyse varım!
Kaybettiğim Zihnimi Arıyorum! Ben yaşıyor muyum?

Ancak, insanın varlığına dair olan bu ispat günümüzde geçerliliğini yitirmiştir, çünkü insan türü, düşünmeyen bir varlıktır artık; yüzyıllardır evrim geçirmiş ve düşünen bir varlıktan düşünmeyen bir varlığa dönüşmüştür! Dolayısıyla, düşünmeyen bir varlık olması, düşünen bir varlık olmasına nazaran daha yakındır insanların bu gezegendeki varlığının ispatı olmaya! Bu da demek oluyor ki; Descartes’in bu sözü ve o sözden doğan varoluş kanıtına sahip değiliz artık. İşte bu nedenle hepimize yeni bir ispat gereklidir aslında! O halde, ben bu yazımda bu Dünya’da insan türünün var olduğunu ispatlayacağım! Descartes’in sanısını kanı yapan insan türü, neden benim ispatıma dair sanılarımı da kanı yapmasın? Başkalarının kanılarına inanmak mı, yoksa bir sanıyı kendi kanıları yapmak mı? Tercih biz insanların!


Bir insan aldatıldığından şüpheleniyorsa kesin aldatılıyordur!

Varoluş kanıtım. Düşünmüyorsam varım artık! Düşünüyorsam aldatılıyorum. Descartes'in varoluş ispatı geçersizdir.
Düşünmüyorsam varım; düşünüyorsam aldatılıyorum!

Öte yandan, düşünerek var olduğu dışında her şeye şüpheyle yaklaşan Descartes’ten yola çıkarak benim bu konuda şüpheyle ilgili söyleyebileceğim ilk sanım da şudur: Bir insan aldatıldığından şüpheleniyorsa kesin aldatılıyordur; ya aldatıldığını sandığı kişi tarafından ya da kendi zihni tarafından! Bir fikirdir şüphe öyle ki; zihne ekilen her fikir gibi o da yeşerir ve meyvesini verir. Şüphe, düşünme ve akıl yürütme demektir. Dolayısıyla, insanın düşünmesi aldatıldığının da kuvvetli bir kanıtıdır aslında, çünkü günümüzde insan zihninde başkalarının, yani dış faktörlerin fikirleri haricinde hiçbir düşünce yoktur! Bu da demek oluyor ki; zihninde başkalarının ektiği fikirler hüküm süren bir insanın düşünmesi bile o fikirleri zihninden boşaltmadıkça hiçbir şey ifade etmemekte ve dolayısıyla varlığının da artık bir ispatı olamamaktadır.


“İşte bu yüzden günümüzde insanın düşünmemesi varlığının bir ispatıdır; aksine, düşünmesi ise aldatıldığının bir kanıtıdır!”


Sokrates’in hiçbir şey bilmemesi

Sokrates, “bir bildiğim varsa o da hiçbir şey bilmediğimdir”, demiştir. Ancak günümüzde insanlar hiçbir şey bilmedikleri için değil; aksine her şeyi bildikleri için cahiller! Dolayısıyla, hiçbir şey bilmeyen Sokrates’ten her şeyi bilen bir zümreye evirilen insan türü Charles Darwin’in bile tespit edemediği bir evrimi geçirmiştir. İşte biz insanlar bu kadar karakterli, ne yaptığını bilen ve süper zeka bir türüz. Hiçbir şey bilmeyen Sokrates şimdi geri dönsün, bize baksın, şu yaşadığımız evrimi görsün, yakaladığımız bu başarıyı ayakta alkışlasın ve önümüzde eğilsin! Artık biz her şeyi biliyoruz ey Sokrates! Sen hiçbir şey bilmediğin için idam edildin; biz ise her şeyi bildiğimiz için mutlu mesut yaşıyoruz.

Hiçbir şey bilmeyen Sokrates gelsin, her şeyi bilen bizlerden bir şeyler öğrensin!
Biz her şeyi bildiğimiz için cahiliz!

Şu Dünya’ya Sokrates bir daha gelse O’na “gel otur yamacıma da sana bir şeyler öğreteyim”, diyecek nice süper zeka ve kültürlü insanlarımız var. Üstelik her şeyi de biliyorlar. İşte onlardan Sokrates gibi hiçbir şey bilmediğini iddia eden insanların öğrenecek çok şeyi var! Sokrates bu kadar bilgili bir çağda yaşamadığına yansın! Artık bu her şeyi bilen insanlara rastlamak o kadar kolay; öyle ki çevren ne kadar genişse onlardan bulma imkanın o kadar doğru orantılı bir şekilde artar hale geldi. Böylece kültürün ve bilgin de artıyor. Gerçi bu “orantı” lafını da kullanmamam lazım, çünkü ben de Sokrates gibi cahilim, ne anlarım ben orantıdan, hatta O’ndan daha cahilim; çünkü O hiçbir şey bilmediğini biliyordu, ben ise her şeyi bilmediğimin farkındayım, ama her an çevrem genişleyebilir ve her şeyi bilebilirim!


Hiçbir şey bilmediğini söylemek de bir şey bilmektir aslında, çünkü konuşmayı biliyorsundur. Dolayısıyla, Sokrates hiçbir şey bilmediğini söylerken bile bir şey biliyormuş. Ama O’nu hiçbir şey bilmediğini söylediği için asmışlar. Başka bir ifadeyle, bir şey bildiğini söyleseydi asmazlardı bence, çünkü O’nu yargılayan karşısındaki zümre, O’nun konuştuğunu görüp bir şey bildiğini, yani en azından konuşmayı bildiğini kavrayacağı yerde Sokrates’in hiçbir şey bilmediğine inanmış. Ne mi demek istiyorum? Şunu demek istiyorum: O zaman insanlar bizim kadar zeki değilmiş. Her söylenene inanırmış. Nitekim, yargılayan zümre, konuşabilen Sokrates’in bir şey bildiğine değil; O’nun söylediği söze, yani hiçbir şey bilmediğine inanmış. Biz zekamızın geçirdiği evrim nedeniyle orada olsaydık, eminim Sokrates’in bir şey bilmediğine inanmazdık, çünkü biz süper zekamızla her şeyi biliriz! Böylece Sokrates de asılmamış olurdu.


Ben ise insanların her şeyi bildiklerini söylüyorum, yani en doğrusunu onlar bilirler. Ben kimim ki? Üstelik insan sayısı çoğaldıkça ve hepsi aynı şeyleri söyledikçe daha emin olurum. Bu kadar zeki bir türün söylediği her şeye inanırım ben!


Bu yazımdan öğrendiklerimiz nedir?

Sonuca gelirsem; bu iki filozofun söyledikleri günümüzde artık geçersizdir! Peki, bu yazılarımdan öğrendiklerimiz nedir?


1) Düşünmememiz var olduğumuzun ispatıdır!

2) Her şeyi bilmemiz Sokrates’ten zeki olduğumuzun kanıtıdır!


Bu da demek oluyor ki; düşünmeden hem var olan hem de zeki olabilen bir varlıktır insan türü! O halde, öbür gezegenlerde yaşayan uzaylılar şimdi ayağa kalkmalı, insan türünün geçirdiği bu evrim karşısında önlerini iliklemeli ve bizi ayakta alkışlamalıdır. Bunun sebebi bu evrimi Dünya adlı gezegende alkışlayacak bir tane insan bile olmayışıdır, çünkü hepsi bu başarıya naildir!


Biz kendi başarımızı kendimiz ayakta alkışlayacak bir tür değiliz. Bu, kendimizi beğenme ve övme gibi olur. Çok değerli ve gururluyuzdur! O gururun adı ise “Zehirli Sarmaşık”tır. İşte o duygunun ne olduğu ise detaylı olarak "Korku Felsefesi" adlı kitabımda yazmaktadır.


3) Ayrıca, şüphe duymamız da aldatıldığımızın delilidir! Çünkü başkalarının fikirleriyle, düşündüğünü sanan bir zihnin aldatıldığı bulutsuz masmavi bir gökyüzü kadar açıktır.


İşte yeni varoluş ispatımız!

“Sonuç olarak; düşünmemesi, düşünmesine bile gerek olmayacak şekilde her şeyi bilmesi ve sonunda da aldatılması insan türünün varlığının ispatıdır artık!”

Yeni varoluş kanıtımız. Descartes ve Sokrates ispatları geçersizdir. Düşünmüyorum, her şeyi biliyorum ve aldatılıyorum.
Düşünmüyorum, her şeyi biliyorum ve aldatılıyorum.

Doğa bile bu ispatımı geçerli bulmuştur! Nitekim, gerekenleri de gönderdiği “felaketler” (dersler) ile yapmaktadır. Artık Doğa’nın önünde saygıyla eğilmek, felaketleri bir ödül olarak görmek ve olacakları büyük bir zevkle izlemek gerekmektedir. Nasıl bir sanatçı kendi eserini kucaklıyorsa biz de kendi yarattığımız eseri kucaklamalı, Doğa’ya verdiğimiz tahribatın sonuçlarına katlanmalı ve yaşanacak olayları bir felaket olarak değil; aksine bir ödül olarak görmeliyiz! Çünkü bunu hepimiz istedik! İşte arzulanması gereken bu korkudur, yani yok oluşumuzdur; öyle ki korkularımızın gerçeğe dönüşmesi bizden daha değerli olan Doğa’nın yaşamasına sebebiyet verecektir. Nasıl hayvanlar bir nevi orman için, yani Doğa için ölüyorsa; Doğa isterse biz de O’nun için ölmeye hazır olmalıyız! Benim ve bana benzeyen insan türünün Doğa’nın yanında hiçbir kıymeti yoktur! Bu korkuyu arzulayanlar bu Dünya’yı ve Doğa’nın şu ana kadar verdiklerini gerçekten hak edenlerdir; arzulamayanlar da Doğa’ya sevgisi, saygısı, güveni olmayan ve sadece kendini düşünenlerdir!


Doğa ne zaman mı insan türünü rahat bırakır? Bu dünyada karıncadan daha az değerli olduğunu, bir aslandan daha az zekası bulunduğunu, konuşmak dışında hiçbir şey bilmediğini, korkudan başka hiçbir şey hissetmediğini, zihninin ruhuna itaat etmek zorunda olduğunu, nasıl midesine her yiyeceği almıyorsa zihnine de her bilgiyi almaması gerektiğini, zihninin bedeninden daha önemli ama ruhundan ise daha değersiz olduğunu insan kavradığı an Doğa insan türünü rahat bırakmaya bir nebze de olsa meyledecektir.


Bu çağın adı Felsefe Çağı’dır!

Bu çağda bir Epikuros, Sokrates, Herakleitos, Demokritos veya Descartes’e rastlayamayacağına inanan insan türü aslında hem yaşadığı çağın insanlarını küçük görüyor hem kendini alçaltıyor hem de Antik Çağ’da ve sonrasında yaşayan, ama artık aramızda olmayan değerli filozofları onların bile isteyeceklerinden daha fazla yüceltip değerli görüyor demektir. O büyük filozoflar şu an eğer yaşıyor olsalardı, eminim bu çağın insanlarının kendini bu kadar alçakta görmelerini onlar bile eleştirirlerdi. Yaşadığımız çağın adı teknoloji, yapay zeka veya internet çağı değildir. Bu çağın adı Felsefe Çağı’dır. Bunu insan türü kendi istemiştir. Amaç; geleceğe gitmek değil, geçmişin o saf düşüncelerine, hatta Antik Çağ saflığına geri dönmektir. Amaç; geçmiş ve gelecek arasında savrulmak değil, saflığa ulaşıp “an”da yaşamaktır. Amaç; zihnine alabildiğin kadar bilgi almak değil, aksine zihnimizdeki fazla ve gereksiz bilgileri temizlemektir! Kısacası amaç; Pythagoras’ın da hedeflediği gibi “çok buluşa neden olan az bilgi” ama uygulayabildiğin bilgidir. Nitekim, eğer çok bilgi faydalı olsaydı bugün “Pisagor Teoremi” diye bir şey de zaten olmazdı!


Vakit ayırıp okuduğunuz için teşekkürler.


Saygılarımla,

Okan Özel


Not. Yaşadıkları dönemden bu yana bize ışık tutan zamanın değerli büyük filozofları Epikuros, Sokrates, Herakleitos, Seneca, Descartes ve başka büyük filozoflarla ilgili de Korku Felsefesi adlı kitabımda kıymetli bilgiler mevcuttur.

119 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör