Hayranlık ve Heyecana Dayalı Aşklar



İnsanlar neye aşık olur?

Zihinlerinde tutsak olan insanların çoğu aşkı da sevgiyi de yanlış tanımlamaktadır. Hatta bu bir hastalıktır; öyle ki insan ne yaptığı yanlışın farkına varır ne de neyin peşinde olduğunun zihnen farkındadır.

“Zihnen farkında olmak” sözüm birçok insana garip gelebilir; hatta bazıları “zihnen” kelimesinin gereksiz olduğunu düşünüp, “sadece farkındadır deseydi, anlardık” da diyebilir. Ancak onlar zaten anlamadıkları için hep yanlış insanlarla birlikte olmaktadırlar. İşte onlar olayın farkındalığını “zihnen” değil; “bedenen” yaşamaktadır. Onlar bir ruha sahip olduklarının değil; sadece bedenleri olduğunun farkındadırlar! Onlar mı zihnen farkında olacaklar?


Hayranlık tutkusuna dayalı aşk

Aşk iki türlüdür: Biri hayranlığa dayalı aşktır, diğeri ise heyecana dayalı olandır. Her ikisinin de tözü korkudur. Hayranlığa dayalı olan aşk insana olan aşktır; öyle ki bu aşk içinde kıskançlık ve sadakat tutkularının içe dönük değerlerini taşımaz, ancak dışa dönük sakınılası ve hakimiyet kurmaya meyilli yönlerini barındırır. Ayrıca, kölelikle ilişkili sözde sahiplik hakkıyla bağlantılı bir sahiplik duygusunu da hem hissetmeye hem de hissettirmeye meyillidir. Bu gibi aşkların sevgi adlı esir kampına nakledilmesi ve ömür boyu bir esarete dönüşmesi çok olasıdır, çünkü hayranlık aslında bir keşiftir. Nitekim, bu keşif de her keşif gibi keşfedince bitecektir! İşte esas mesele keşif bitince insanların keşfettikleri konaklama yerinde kalıp kalmayacağıdır; kalanlar sevgi adlı esir kampına naklolarak orada bir esir olurlar, kalmayanlar ise o kampta bir sahibe dönüşürler!


Heyecan tutkusuna dayalı aşk

Öte yandan, heyecana dayalı aşkta ise insan karşısındakine ne hayrandır ne de aşıktır! Peki bu heyecana dayalı bir aşk ise aşk bunun neresinde midir? Şurasındadır: O insanın aşık olduğu tek şey heyecandır, yani canlılıktır; ama o aşkı hem kendi zihnine hem karşısındakine öyle bir sunar ve hissettirir ki, her ikisi de birbirlerine büyük bir aşkla bağlandıklarını zannederler. Halbuki, bağlandıklarını bir insan değildir; aksine heyecandır. Nitekim, o heyecanın tözü de korkudur! İşte o heyecan muhteşem bir lunapark’ta çok hızlı bir Roller Coaster’a ilk defa binmekten ya da yamaç paraşütüyle ilk defa uçmaktan farksızdır!

Aşk, iki insanı heyecana neden olan töz ile, yani korkuyla birbirine bağlar. Burada önemli olan bu iki kişinin onları birbirine bağlayan şeyin kendileri değil; aksine töz olan korku tutkusu olduğunun, yani heyecan olduğunun farkına varıp varamamalarıdır. Farkına varamazlarsa bir yalanın içinde oraya buraya savrulup birbirlerini kandırırlar. Sonra da ne olduğunu dahi anlayamadan o aşk ya biter ya da kaybetme korkusuna dönüşüp sevgiyi doğurur. Farkına varamadıkları bu yalanı ya da hayali sürdürmeleri sonucu o aşk kaybetme korkusuna, belki de yalnızlık korkusuna ve ardından sevgiye dönüşürse ne mi olacaktır? Şu olacaktır: O sevginin bir esir kampı vardır; nitekim kaybetme korkusu oluşur oluşmaz sevgi adlı tutku insanları o kampa nakletmekte ve orada ömür boyu esareti altında tutmaya çalışmaktadır. İşte o sevgi adlı esir kampında da insan hiçbir zaman sürdürülebilir ve yıkılmaz olamayacak bir mutluluk peşinde bağlılıkların, hatta bağımlıkların, egoistçe ihtirasların, çoğu zaman beklentilerin, kimi zaman egonun ve daimi olarak ise umudun bir kölesidir de aynı zamanda!

Peki onları birbirlerine bağlayanın heyecan olduğunun farkına varırlarsa ne mi olur? Esas önemli olan işte o noktadır! Ancak onun anlatımı ise sayfalar sürmekte olduğundan, bu konunun, yani hem Heyecan hem de Hayranlık tutkularına dayalı olan aşkın korku ve onun yönetimi çerçevesinde detaylı anlatımı “Korku Felsefesi” adlı kitabımda yazılıdır. Ama başka bir gün belki burada da kısaca yazarım.

Vakit ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederim.

Saygılarımla. Okan Özel

Not: Twitter’da beni takip etmek için buraya tıklayın.

92 görüntüleme0 yorum