Budizm'in Tek Anahtarı! Dukkha, Nirvana ve Sekiz Aşamalı Yol

Merhabalar,


İnsanlar genelde kendilerine gösterilen yollarda hedefi bulsalar bile kaybolurlar, ancak kendi buldukları yollarda ise sadece var olmakla kalmaz; aynı zamanda o yolu sonuna kadar yaşar, onun her karesini öğrenir ve onu iyice kavrarlar. Bir labirent gibidir hayat! Bulduğumuz yollar kadar, bulanamayan yollar da vardır; çıkmaz sokaklar kadar, uçsuz bucaksız bitmeyen yollar da mevcuttur; rahatça vardığımız yerler kadar bin bir zorlukla türlü patikalardan ve tehlikeli yollardan geçerek, zaman zaman da kaybolarak ulaştığımız hedefler de vardır. Önemli olan tarif edilen yolun sefa içinde, rahatça izini sürerek kolay bir hedefe varmak değil; aksine bilmediğin yollarda kaybolsan da düşe kalka kendi yolunu bulabilmek, yaşadığın acılardan ders çıkarıp öğrenebilmek, hayattan fazla bir şey beklememeyi ve umut etmemeyi öğrenerek yolculuktan zevk alabilecek zihinsel olgunluğa erişebilmek ve sonunda da ruhuna itaat edebilmektir.

Budizm Dört Soylu Gerçek, Tek Anahtar, Nirvana'ya Giden Tek Yol
Buddhism Four Noble Truths - The Only Path To Nirvana

Budizm'in Tek Anahtarı

Dört Soylu Gerçek

İşte şimdi size neredeyse 2500 yıldır var olan, kimi yerlerde bir Din kimi çevrelerde ise bir Felsefe olarak kabul edilen Budizm’in tek temel anahtarını vereceğim. Buna Budizm’de gerçi dört soylu gerçek derler; ama gerçekleri yaşamıyorsan, hayatına uygulayamıyorsan ve bir yalanın içinde oraya buraya savruluyorsan gerçeğin soylu olması veya dört tane olması hiçbir anlam ifade etmez hayatta! Nitekim, bu dört gerçeği bile çoğu zaman yanlış tercüme edenler ya da bazen doğru tercüme eden ama yanlış yorumlayanlar vardır. İşte onlar sadece kendileri yanlış yollarda kaybolmakla kalmamışlar, birçok insanı da peşlerinden o kayboldukları yollara sürüklemişlerdir. Bu dört gerçek bir bütündür, tek bir anahtardır ve birbirinden ayrılamaz; birini uygulayıp diğerini uygulamamak ise arabayı, tekerleklerini ve motorunu alıp o arabanın deposuna yakıt koymamak gibidir. Ne hareket edebilirsin ne de bir yere varabilirsin!


Bana da şimdi “Anahtarı vermişsin ama onu hangi deliğe sokacağımızı söylememişsin ya da alın size anahtar demişsin ama anahtarın ait olduğu kapıyı göstermemişsin”, diyebilecek olanlar elbette olacaktır. Herkesin kendi kapısını kendi bulması ve eline anahtarı alıp deliğe kendi götürmesi gerekmektedir. Benim amacım kimsenin kapısını açmak ya da aracının yakıtını doldurmak değildir! Böyle bir haddi de kendimde görmüyorum. Kendinde bu haddi görme cüretini gösteren hiç kimseye de inanmamak gerekir. İster Felsefe ister Din desinler Budizm’de bazı yanlış bilinen temel noktaları öğrenmek isteyenler varsa bu yazıdan faydalanabilirler. Yapabileceğim tek katkı ancak bu kadar olabilir; başka bir deyişle birini yanlış yolda kaybolmaktan kurtarıp vakit kazandırabilirim ancak, ama onun doğru yola girmesini ise sağlayamam!


Anlaştıysak, işte şimdi başlıyoruz. Öncelikle, ben Budizm ile bundan yaklaşık 24 yıl önce tanıştım. Ondan sonra diğer felsefi akımları araştırmaya başladım ve hepsini kendi zihnimde yorumlayarak bana doğru, iyi ve gerekli gelen yanlarını iyice kavradım. Başka bir deyişle, hiçbir kitaba bakmadan bile konuşabilecek “yeterli” bilgiye sahibim. O yüzden, Budizm ile ilgilenen varsa işte onlar; diyeceklerimi temel alarak, sonrasında da birçok değerli kitaptan yararlanarak kendi kalelerini inşa edebilirler. O kalenin surlarını yıkılmaz yapmak ise onlara kalmıştır. Unutulmaması gereken bir şey var: Bu konuyla ilgilenenlerin ne benim bilgime ne de başkasının bilgisine ihtiyacı vardır. İlgilenenler yurt dışı kaynaklardan yararlanıp onları Sanskritçe ve O’ndan tercüme edilen Tibetçe kaynaklar ile karşılaştırdığında herkesten fazla bilgiye sahip olabilirler. Ama önemli olan bilgiye sahip olmak değil; onun gereksiz olanlarını ayıklayıp faydalı olanlarını kavrayabilmek, kullanabilmek ve hayatına uygulayabilmektir. Benim vereceğim anahtar ise öğrenmek isteyenlere bir nevi sadece sönmeyen bir ışık tutacaktır ve doğru kapıyı bulurlarsa o kapıyı açacaktır; ama bir rehber ise asla olamayacaktır.

Hayatta Sürdürülebilir Olmayan Şeyler Acı Verir
Buddhism Dukkha

Hayat demek "Dukkha" demektir

İlk olarak diyeceğim şudur: Budizm hayatı “Dukkha” olarak tanımlar. “Dukkha” İngilizce’ye “Life is Suffering”, yani “Hayat Acı Çekmektir” şeklinde tercüme edilir, ama bu tercüme yetersiz kalır, zira anlamı Tibetçe’de bu kadar basit değildir. Dukkha’nın Tibetçe’deki en yakın anlamı “Hayatta Sürdürülebilir Olmayan Şeyler Acı Verir” demektir. İnsan, kendi hayatına baktığında neyin sürdürülebilir neyin ise sürdürülemez olduğunu net olarak görebilir. Bu durum her insanın hayatında farklı değildir; aksine herkeste aynıdır, çünkü herkes bu gezegende yaşamaktadır! Örneğin, dış dünyaya bağlı hiçbir şey sürdürülebilir değildir. Detaya girmeyeceğim, zira “sürdürülebilirlik” kavramı bu gezegende doğaya bakınca zaten gayet açıktır. İnsanların kavramak için sadece bu kavramı tasavvur etmesi gerekmektedir. Zaten o kavrayışa sahip olunca sadece acı dinmez; aynı zamanda doğaya saygı ve sevgi de beraberinde gelir.


Egoistçe İhtiraslar ve Bağlılıklar

İkincisi, Budizm’de acının kaynağı egoistçe ihtiraslar ve bağlılıklardır. Bu bağlılıklar bizim dilimizde “bağımlılık” sözcüğüne kadar varabilen sonuçlara neden olur. Burada egoistçe ve bencilce kavramlarını da zihinde iyi ayırmak gerekiyor, çünkü bu sözcükler Türkçe’de eş anlamlı olarak kullanılmaktadır; ancak burada bizim zihnimize dilimiz tarafından sunulan büyük bir yanılsama vardır. Bu kavramların eş anlamlı olması mümkün değildir, nitekim İngilizce’de de “Egoistic” ve “Selfish” sözcükleri her ne kadar benzer gözükse de eş anlamlı değildir. Egoist sözcüğü ego ile, yani bir nevi kendini kişisel tatmin ile; bencil sözcüğü ise kendini sevme ve şahsi çıkarlarını düşünme ile alakalıdır. Dolayısıyla, egoist ve bencil kelimelerinin anlamları eş anlamlı olmaktan çıkarılmalı ve yeniden tanımlanmalıdır.


Her neyse, konudan sapmamak için devam ediyorum. Biz sadece burada “egoistçe” ile bencilce demek istemediğimi, aksine sadece ego ile alakalı “egoistçe” anlamını verdiğimi net bir şekilde anlamalıyız, çünkü insanın kendini sevmesi, şahsi çıkarlarını düşünmesi ve bencil olması gayet doğaldır; ama egoist olması ise zihinsel bir hastalıktır! Buna bağlılıkları, yani bir nevi bağımlılıkları da eklediğimizde acının kaynağını bulmuş oluruz. Zaten buradaki egoistçe ihtiras ve bağlılık adlı kavramlar ego, beklenti ve umut ile alakalıdır. Korku Felsefesi adlı kitabımda bahsettiğim bu konunun detaylarına burada girmeyecek, sadece acının kaynağı olan bu iki kavramı belirtmekle yetineceğim. Öte yandan, Stoa felsefe akımından etkilenen filozoflar da umut kavramına pek iyi bakmayacaklardır. Umut hakkında detaylı araştırma yapmak isteyenler Stoa felsefe akımından etkilenen filozofları okuyup onlardan da faydalanabilirler.


Peki, ortada bir acı varsa bu acının bir sonu olmalı, çünkü Budizm’de sürdürülebilir olmayan şeyler acı verir. Dolayısıyla bu durum, acı sürdürülebilir olursa bir süre sonra dinecektir manasına gelir. Nitekim, bedenin çektiği acıların da bir sınırı vardır, çünkü hiçbir bedensel acı sonsuza kadar sürmez! Oysaki zihnin ruha dayattığı egoistçe ihtirasların ve bağlılıkların ise zihinde bir sınırı yoktur. Bu öyle bir hastalıktır ki, insan hep daha fazlasını ister. İşte bu yüzden insana acı veren de aslında bedensel acıdan ziyade bunlardır; yani bu iki kavram ve bağlantılı oldukları ego, beklenti ve umuttur!

Doğru Anlama, Düşünme, Konuşma, Tutum, Çaba, Farkındalık, Geçim Kaynağı, Konsantrasyon
Budizm Sekiz Aşamalı Yol - Buddhism Eightfold Path

Sekiz Aşamalı Yol

Bu acıyı durdurmanın Budizm’de bir yolu vardır. Bunun adı da sekiz aşamalı bir yol olarak adlandırılır. Bu yolda bulunan değerler şunlardır: Doğru anlama, doğru düşünme, doğru tutum, doğru farkındalık, doğru geçim kaynağı, doğru çaba, doğru konsantrasyon ve doğru konuşmadır. Bunların detayına girmeyeceğim, zira birçok değerli kitapta bunların detaylı anlatımları mevcuttur. Sonuç olarak, sekiz aşamalı yolun hepsini doğru olarak yaparsan, kavrarsan ve hayatına her daim uygularsan acı diner ve Nirvana’ya ulaşırsın. Üstelik bunlar dış dünyaya bağlı şeyler olmak zorunda da değildir; aksine hepsini iç dünyayla sınırlandırmak mümkündür ve zaten öyle de olmalıdır.


Meditasyon Hakkında

Hiçbir zaman unutulmaması gereken bir şey vardır: Budizm ile çokça ilişkilendirilen meditasyon sadece bir araçtır. Bir diğer ifadeyle, meditasyon yapanların hepsi Nirvana yolundadır, ama hiçbiri Nirvana’ya ulaşmamıştır! Nirvana öyle bir yerdir ki; önce ona giden yolları öğrenirsin sonra da o yolları unutursun! Nasıl mı oluyor bu? Bu konuyu Korku Felsefesi adlı kitabımda detaylıca ve gayet anlaşılır bir üslupla anlattım. Ancak hepsini buraya sığdırmam elbette çok zor. Sadece oradan farklı bir örnekle şunu söylemek istiyorum: Evinin yolunu bilen bir insan o adresi bir de gidip Yandex ya da Google Haritalara yazmaz, zira o adres zihnine kazınmıştır. Bildiği bir adresi aramaz hiçbir insan! Açık adresini unutsa bile evinin yolunu bulur. Kendimi hayvanlardan akıllı görmediğim için şunu söylemekten de geri durmayacağım: Tıpkı evinin yolunu bilen bir köpek gibi olmalıyım. O köpek önce dışarıda bir süre tasmasız, serbest ve özgürce dolaşır; her istediğini yapar, sonra gelir evin yolunu bulur ve elinde harita da yoktur! Dolayısıyla, dışarıda dolaşırken evinin yolunu unutması evini bulmasını engellemez; çünkü o kavrayış, yani koku onunla beraberdir!


Şimdi biri de çıkıp "o zaman meditasyon yapan Buddha ve Dalai Lama'lar Nirvana'ya ulaşmamış mıydı", diye haklı olarak sorabilir. Şu asla unutulmamalıdır: İnsanlara doğru yolu göstermeniz sizin o doğru yolda halen yürüdüğünüz anlamına gelmez. O doğru yolu bitirip hedefe vardıysanız tekrar geri dönüp aynı yolda yürümenizin hiçbir anlamı yoktur. Ama arada sırada yola çıkıp o yolun doğru yol olduğunu insanlara göstermenizde ise hiçbir sakınca yoktur; aksine oldukça fayda vardır!

Diğer Sanskritçe ve Tibetçe Kavramlar

Burada, Budizm’deki diğer Sanskritçe ve O'ndan tercüme edilen Tibetçe kavramlara girmeyeceğim, çünkü yukarıdaki dört soylu gerçeği tek bir anahtar olarak görüp hayatına uygulamak büyük bir adımdır; diğer kavramlar zaten her kitaptan öğrenilir. Aslında Budizm’i öğrenmek isteyenler, hatta bilenler ama içinde kaybolanlar için bile yukarıda gerçekten gerekli olan o tek anahtarı vermiş bulunuyorum. Bu anahtarın anlamını Budizm'e aşina olanlar çok daha iyi anlayacaktır; ama aşina olmayanlar ise öğrendikçe kapı açacakları bir anahtara artık kavuşmuştur. Elbette detaylar kitaplardan öğrenilecektir.


Bu Yazımdan Öğrendiklerimiz

Peki, nedir yanlış yollara sapmaktan kurtularak bu yazımda öğrendiklerimiz?

1) Dukkha’nın gerçek anlamı,

2) Egoistçe İhtirasların “bencillik” ile alakalı değil, aksine ego ile alakalı olduğunu; bunun bağlılık, hatta bağımlılık, beklenti ve umut ile birleştiğinde bir zehir olduğunu,

3) Acıyı durdurmanın bir yolu olduğunu, bunun da sekiz aşamalı yola bizi götürdüğünü; ama durdurmak istemeyenler için bedensel acının bir sonu olsa da ruhsal acının egoistçe ihtiraslar, bağlılıklar, bağımlılıklar, beklentiler, ego ve umut ile birleştiğinde bir sonunun olmayacağını,

4) Sekiz aşamalı yolun dış dünya ile ilgili değil, aksine iç dünya ile alakalı olduğunu öğrenmiş bulunuyoruz.


İşte tüm bunlar, Budizm’i araştırmak isteyenlerin o araştırmayı yaparken elinde tutması gereken önemli bir anahtardır. Ancak bunu yaparken özellikle "umut" konusunu anlayabilmeleri için Stoa felsefesini de araştırmaları hem Budizm’i hem Stoa’yı daha iyi anlamalarını sağlayacaktır. İlaveten Korku Felsefesi adlı kitabımın da o değerli kitapların yanında bu yazıda verdiğim anahtara ek olarak ayrıca önemli katkılar sağlayacağını düşünüyorum; özellikle de korku, ruh ve zihin uyumu konusunda.


Yazımı, Dalai Lama'nın yıllar önce okuduğum ama hiç aklımdan çıkarmadığım "endişe ve stres" ile ilgili olan o muhteşem sözüyle noktalıyorum:


"Eğer ortada çözülebilecek bir sorun varsa endişelenmeye gerek yoktur, çünkü o sorun eninde sonunda çözülür; eğer ortada çözülemeyecek bir sorun varsa da yine endişelenmeye gerek yoktur, çünkü yapabilecek hiçbir şey yoktur!"

Vakit ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederim.


Saygılarımla,


Okan Özel